16 Mayıs 2016 Pazartesi

Allah'ın Kayıp İsmi

Tevrat, Yahudilere yani İsrailoğulları'na indikten sonra Yahudilerin azgınlıklarından ötürü Allah, Tevrat'ı onların kalbinden ve aklından sildi. Bunun ardından Hz. Üzeyir, onlara unutulan Tevrat'ı tekrar öğretti ve aslının bulunmasını sağladı. Fakat Yahudiler, yeniden günaha düşünce; Tevrat, doğal olarak yeniden kaybedildi ve orijinali günümüzde hala bulunamamaktadır. Orijinal Tevrat'ın içinde saklı bulunduğu kutsal ahit sandığı, hâlâ dünyanın en gizemli kayıp hazinelerinden birisidir.

İbranice de Arapça gibi harekelerle yazılan bir alfabe olduğundan dolayı, Tevrat yok olduktan sonra insanların aklında kalan ve belki de kimi zaman dinî ilahiler ve kurtuluş efsaneleri destanlarıyla birbirine girmiş ayetler sentezlenerek yeni bir kitap derlendi ve buna "Eski Ahit", yani "Tevrat" dendi. Fakat kelimelerin harekeleri bilinmediğinden sağa sola kaydedilmiş pek çok Tevrat yazısı ya da şiirlerdeki pek çok kelime belki de olduğundan farklı olarak okunuyordu ve yanlış aktarılıyordu. Bunun da ötesinde, Tevrat'taki bir âyet, Tevrat'ın en önemli kelimesini, yani "Yehova" (Yaratıcının öz ismi) kelimesinin açıkça yazılmasını ya da okunmasını engelliyordu. Hz. Musa'ya inen 10 Emir'den birisi, "Rabbinin ismini boş yere anmayacaksın"dı. Bu yüzden de bu kelime yazılırken bile aslı unutulmayacak şekilde; fakat değişik bir halde yazılırdı. Kimi araştırmacılara göre bu kelime, tersten yazılıyordu kimine göre de harflerin yeri değişiyordu. Fakat Rabbinin İsrailoğulları'na öğrettiği bu isim, günümüzde kimse tarafından kesin olarak bilinmemekte, bu durum Yahudiler tarafından da itiraf edilmektedir.

Ye he ve

YOD HE VAV (YO HO VA) YA DA (YAHVE)

Yahudiler,değişik şekillerde bu ismi telaffuz ederler. "Yehova", "Yahve" ya da "Yahveh" olarak kelimeyi seslendirmeye çalışırlar. Ancak kesin şeklini bilen yoktur.

İslam dininde İbranicenin kardeş dili olan ve aynı aileye mensup Arap dilinde Allah'a seslenirken bu deyişe çok benzer bir deyiş süregelmiş ve Kurân tarafından bu korunmuştur. "Ya", "he" ve "vav" harfleri Arapçada yan yana geldiğinde "Ya Huuuu" olarak okunabilir. (vav, he'yi uzatır) İlginçtir ki; "ya" ve "he" harfleri yanyana gelince; "he", harfi "Hüve" olarak isimlendirildiği için (double-v harfi gibi özel isimle) yine aynı kapıya çıkar.

Bu seslenişi hemen herkes bilir. "Hû" ile "Allah" ismi zikri çekilir. Yaratıcının en öz ismi olarak "Allah" kelimesinin de son hecesi olarak kullanılmaktadır. Arapçada "hû", aynı zamanda bir kelimedir ve "O" anlamına gelir. Bu kelime, Kurân'da Allah'ı temsil edecek şekilde çok sık kullanılmıştır. Harf, tek başına okunurken "Hüve" şeklinde ifade edilir. Yani "he" sesiyle seslendirilen "hüve" harfinin Allah'ın eski çağlardan beri öğretile gelen ismi olduğu söylenebilir. Tevrat'ta "Ben, Ben'im" diye kendini tarif eden Allah'a insanların "O" anlamına gelen "Yâ Hû" ya da "Yâ Hüve" olarak hitap etmesi de akla yakındır.

Ayrıca Kurân'da tüm canlıların zikir çektiği de söylenir. Nefesimizi dinlediğimiz zaman he sesini rahatlıkla duyabilirsiniz. Zevk acı heyecan ve yoğun enerji halinde bu ses daha kuvvetli şekilde çıkmaktadır. "Nefsini bilen Rabbini bilir." hadisi şerifini analiz edersek şunu görürüz: "Nefs" kelimesi Arapçada aynı zamanda "nefes" anlamına da gelmektedir. Yani nefesin sesindeki "h" harfi, Allah'ın zikrini temsil eder. Nefesin anlamına ve ruhuna erişebilen ise Rabbin kendisine üflemiş olduğu ilahi nefesin sırrına erişir. Ben demekten kurtulur ve geriye yalnız O kalır. Yani Hû….

Nefesine konsantre olmak, aslında nefsine odaklanmakla aynı manaya gelir. Tüm düşünceler durdurulup yalnız nefesimiz kalırsa ilahi sır açığa çıkar ve insana yaratıcıdan üflenen nefeste hem onun sesi, hem de anlamının saklı olduğu özbenliğimizde görülür olur. Bu yüzden de Yahudilerin benzer dili konuştukları aynı ses ve alfabeye sahip oldukları Arap kardeşleri gibi Allah'a seslenirken "Yâ Hû.." ya da yazılışı "Yâ Hüve" şeklinde seslenmeleri akla son derece yakındır.

Eğer sondaki "vav" uzatma harfi olarak kullanılmışsa zaten herhangi bir sese sahip değildir. Sadece kendinden önce gelen harfi uzun okutur. Bu durumda "ya, hu, ve" harflerinin "Yâhû" olarak okunması gerekmektedir.

Allah'ın Davut'a verdiği peygamberlik simgesi nasıl altın orana göre dizayn edilmişse Yahudilere öğrettiği isminin de buna eş olması, mükemmel bir özelliktir. Şimdi "yahuve" kelimesinin alfabe değerlerini yazalım.

Bu kelimeyi oluşturan İbranicedeki harfler;

YOD HEVAV
1086

0,618 Altın Oran Sayısı (a / b = 1,618 b / a = 0,618 dir. Her ikisi de altın oranı temsil eder ve bu oranlar birbirine eşittir.)

Görüldüğü gibi "Yahuve" kelimesini oluşturan harflerin alfabe sırasına göre değerleri altın oranın rakamlarının yer değiştirilmiş halidir.

Yahudiler, Allah'ın ismini gereksiz yere anmanın yasak olduğunu Tevrat'taki On Emir'den biri saydıklarından bu kelimenin boş yere anılmasını ve yanlışlıkla bir yazıda okunmasını dahi engellemek için alfabede okunuşu biraz daha farklı olan 5. sıradaki "he" harfini kullanmıştır. Hâlbuki 8. sırada biraz daha gırtlaktan ve hırıltılı olan "he" gerçek yazılışıdır. Çok ilginçtir ki bu 2 harf yer değiştirdiğinde kelimenin sessel yapısı önemli ölçüde değişmemekte, Altın oran ortaya çıkmakta ve boş yere yazılıp söylenmekten kurtulmaktadır. Latin alfabesinde de 8. harf "h"ye denk gelir. Çünkü birbirlerinin türevleridir.

"Yâ Hû" derken bu durumda "h" sesi dışarıdan güçlü şekilde duyulacak bir sesle gırtlak hafif sıkıştırılmış bir şekilde söylendiğinde ortaya çıkar. Türkçede ya da İngilizcede bu sese sahip bir harf ya da kelime yoktur. Sesli, toplu zikir çeken tarikatların ritüellerinde bu ses olması gerekene yakın bir şekilde duyulmaktadır.[1]

Kaynaklar

[1] Erdem Çetinkaya, "Kutsal Gizemler 1", Kutsal Gizemler Yayınları, s.94-98.